Mirgün Cabas bana da sormuşçasına: Nasıl Gidiyor Karantina?*

*Başlık, Mirgün Cabas’ın “Nasıl Gidiyor Karantina?” isimli podcastine göndermedir.

Ben ev severim. Pijamalarım yüzde yüz pamukludur. Evde kaldığım günlerde tüm gün pijamayla gezerim. Genelde çok işim, evin her köşesiyle ilgili bir fikrim vardır. Evde sıkılmaya vaktim olmaz.

Bu profilde bir insan için, takdir edersiniz ki, karantina o kadar da korkutucu değildir. Hele bir de bu kişi doktorasının son senesinde olup, iş arkadaşlarına bayılmıyor, tezini yazmaya çalışıyorsa.

Üniversitemiz, ve tüm İsviçre, 13 Mart’tan itibaren kapalı. Tüm kafeler, restoranlar, sinemalar, havuzlar, spor merkezleri, her şey. Malum, herkes gibi biz de evden çalışıyoruz. Ve bu konuda toplumun en şanslı kesimlerinden biriyiz sanırım. Maaşımız kesintisiz ödeniyor ve ödeneceği garanti ediliyor. İşimiz evden yapmaya uygun -hatta evden çalışmak benim açımdan ofise gitmekten daha verimli. Evimiz 1+1 olsa da, sadece iki kişiyiz. Herhangi bir t anında herkes bir odaya çekilebiliyor. Bir de balkonumuz var!

İlk haftalar, evden çalışma hayallerimin gerçek olmasının coşkusu ile beklenmedik bir şekilde verimli geçti. Her sabah 8’de kalktım, -işe gider gibi olmasa da- üstümü değiştirdim, bilgisayarımın başına geçtim ve çalıştım. İsviçre’de dışarı çıkmak tamamen yasak olmadığından, her gün 10 bin adım hedefiyle açık havada yürüyüşümü de yaptım. Aylardır görüşmediğim arkadaşlarımla görüntülü konuştum. Yaşadıklarımızın şaşkınlığı ve gerçeküstülüğünü bol bol tartıştım.

Tabi her şey bu kadar ideal değildi. Telefon elimden düşmez oldu. Twitter’daki her muhabbete hakimdim, hangi ülkede kaç yeni vaka var benden sorulurdu. Bir yandan tez yazmam gerekirken, bir yandan da verdiğimiz dersi online eğitime uygun hale getirmeliydik. Akademik hayatın en tatlı yanlarından biri olan konferanslar ya iptal ediliyor, ya sanal gerçeklik çözümleri getiriliyordu. Seyahat planlarımız bir bir suya düşerken, 4-5 gün bilgisayar başında onlarca sunum dinleyerek konferanslara katılmak isteyip istemediğimizi sorguluyorduk.

Tüm bu duygu kamikazesinde, bir zaman kısıtıyla teslim etmem gereken tezim olduğundan zor da olsa hedefe kilitlendim. Ve geçen hafta tezimi teslim ettim!

Yakınamayacağım, bence bu karantinaya doktoramın en uygun döneminde yakalandım (emin miyim? bunun daha iş araması var!). Zaten eve kapanıp bu tezi yazacaktım, karantina dolayısıyla dışarıda olmanın fırsat maliyeti sıfırlandı ve bu eve kapanma koymadı, -e evi sevmenin de bir limiti var.

Beşinci haftadayız. Tezi teslim etmenin bana verdiği yetkiye dayanarak, erken kalkışlar dalgalanıyor. Bir yandan sunum stresi başlarken, diğer yandan havalar güzelleşirken hiçbir plan yapamamanın burukluğu geliyor. Yazın ve tatillerin belirsizliği, yakında kontratımın bitecek olması ve akademik ya da akademik olmayan iş piyasalarındaki küçülme endişeleri sağdan sağdan vuruyor. İflah olmaz bir pesimist olarak, İsviçre’nin işsiz kalınacak en iyi yerlerden biri olduğunu unutup (tabi, ülkeden kovulana dek), söylenmeye başlayabilirim. Ama yapmayacağım. Onun yerine, bu eve kapanma sürecinde günümü güzelleştiren şeylerin bir listesini yapacağım. Listeleri de severim.

  • Ortalığa dökülen çeşit çeşit yemek tarifleri sonrası, uzun zaman gerektiren emek yoğun tarifleri bile dener oldum. Çalışmaya mola verdiğinde mutfağa girip bir şeyler yaparak kafayı boşaltıyorum. Bu dönemde sayfasını en çok ziyaret ettiğim isim Ece Zaim. Bengi Kurtcebe‘nin pratik tariflerini, Şemsa Denizsel kraliçemi ve Mösyö Şokola‘cığımı da tabi ki unutmuyorum.
  • Grup dersi olmadan matın üzerine oturmak için bile çıkmayan ben, Youtube’dan yoga yapar oldum! Evde spor yapmaya olan skeptik yaklaşımımı, Çetin Çetintaş‘ın başlangıç seviyesi dersleri sonrası yaşadığım rahatlama ve çalışmışlık hissi çürütüverdi.
  • Kitap okuma disiplini kabul ediyorum ki başta zordu. Sonra, Eylül Görmüş Instagram üzerinden bir kitap falı baktı, kitapları birkaç cümle ile öyle güzel anlattı ki, okumak için sabırsızlanır oldum. Tabi bir pesimist olmak “yılda sanki kaç kitap okuyabiliyorum ki? Bu güzelim kitapların çoğunu okuyamayacağım” düşüncesini de beraberinde getirdi ama olsun, motivasyonsa motivasyon.
  • Youtube’da Kutsal Motor, Neyse Ne, Bantmag izleye izleye iyice film düşkünü olduk. Yönetmen külliyatı izleme gibi işlere giriştiğimiz gibi, yurtdışında yaşamanın da etkisiyle haberimiz dahi olmayan ülkemiz filmlerini izlemeye başladık. Netflix hesabımızın yanına Mubi ve Blutv eklendi.
  • Bisiklet! Benim canım. Oldum olası sevdim. Ama bir çıkarsın, oraya gittim buradan döndüm, geldim duş aldım oy çok yoruldum derken -benim için- oldukça zaman alıcı bir uğraştır. Bu dönemde, ilacım oldu. Hem sosyal mesafe, hem açıkhava, hem hareket, hem de gezme. Daha ne isteyeyim.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s