Los Angeles Gezisi (2. Kisim): “Sıkıntı yok, hallederiz”

Los Angeles’ın yalnız ve arabasız geçen ilk iki günlük kısmını şurada anlatmıştım. Şimdi geldik ikinci kısma.

Gün 3

Günün ilk durağı LA Arts District. Güneş tepede ve hava 30 derecenin üzerinde olsa da, grafitileri görmek umuduyla sokaklarda volta atıyoruz. Sıradan işler olduğu gibi önünde uzun uzun durup izleyebileceğiniz işler de var.

IMG_6399.jpg

Aç olmamamıza rağmen, onlarca sosis çeşidi olan meşhur hotdogcu Wurstkuche‘yi ne yazık ki es geçemiyoruz. Eğer laboratuvar yapımı etten denemek isterseniz, doğru yer burası.

IMG_6369.jpg

Buradan, Californication izleyenlerin aslında epey aşina olduğu bir yere geçiyoruz: Venice Beach. Gerçekten bambaşka bir dünya gibi. Hiçbir şey ters gidemez, hiçbir şey keyfinizi bozamaz. Bohemliğin ve “sıkıntı yok, rahat ol” anlayışının başkenti adeta.

IMG_6471.JPG

Los Angeles’ta sayılı günümüz olduğundan ve bu ilk gelişimizde görmek istediğimiz çok yer varken, Venice’in o devasa sahiline yayılıp güneşlenmiyoruz. Ama geçirdiğimiz nispeten kısa süre, ana fikri anlamamıza yetiyor.

Sahilden uzaklaşıp Los Angeles’ın en “hip” bulvarı olarak tanımlanan meşhur Abbot Kinney Bulvarı’nda yürümeye başlıyoruz. Mimarisinden bahçe düzenlemesine her biri kendine has evlerin arasından, dükkanların vitrinlerine baka baka yürümesi epey zevkli. Hedefimizse: Salt & Straw!

Dondurma hassas noktam. İsviçre’de süt ve çikolata bu kadar özenliyken, dondurmacı azlığından sürekli yakınıyorum. Salt & Straw da, daha önce hiçbir yerde görmediğim dondurma çeşitleriyle beni şaşırtıyor. Normalde çikolatalıdan şaşmam, ama kendimi aşıp keçi peynirli ve siyah zeytinliyi deniyorum.

IMG_6628
Salt & Straw’ın menüsü

Gerçekten de keçi peyniri tadını alıyorsunuz, arada ağzınıza bütün siyah zeytinler geliyor. Macera arayanlar için güzel ama benim bir daha yememe gerek yok 🙂

Venice Beach’ten sahil boyunca devam ederek Santa Monica İskelesi’ne varıyoruz. Sanırım Route 66’nın (o bizim için “route sixty-six” değil “route altmış altı”, di mi? 🙂 ) burada bitiyor olmasından mütevellit, turistik ve kalabalık bir yer. Venice Beach gibi burası da inanılmaz geniş ve uçsuz bucaksız. Baktığınız her yerde kum görmekten etkileniyorsunuz. Köpeklerini gezmeye çıkarmış insanlara meslek yakıştırarak ve bu kadar rahat görünen bir yerde yaşamanın nasıl olduğu hakkında konuşarak uzun uzun yürüyoruz.

IMG_6677
Santa Monica

Saat daha erken, karnımız da pek aç değil. Buraya kadar gelmişken ve gün batımında sahil yolunda ilerlemek büyük bir zevkken, Malibu’ya doğru devam ediyoruz. Bir yanımızda okyanus, diğer yanımızda bazen kayalar, bazen palmiyeler. Hiç fotoğraf yok ama unutmayacağımız bir yolculuk oluyor.

Malibu dönüşü artık açız ve bir Los Angeles klasiği diyebileceğimiz taco trucklardan birine, hatta kulislerde en iyisi olarak geçen Leo’s Tacos Truck’a gideceğiz!

Akşam yemeği için geç bir saat olmasına rağmen sıra var. O kadar hızlı da ilerlemiyor ancak, Temmuz 2019 itibariyle tanesi 1.5 dolares olan tacolarımızı sipariş edip azimle bekliyoruz. Ve voilà!

IMG_6705.JPG

Gecenin devamı ise daha sürprizli.

Tarantino’nun 9. filmi Bir Zamanlar Hollywood’da prömiyeri 22 Temmuz’da Los Angeles’ta yapıldı. Biz de bundan sadece birkaç gün sonra oralardaydık. Yani, Hollywood’dayız, prömiyerin yapıldığı sinemaya birkaç kilometre ötedeyiz. Yolda bir anda karşımıza Tarantino, efendime söyleyeyim Brad Pitt çıkabilir. Bütün bunlar bizi iyice film moduna soktu ve bu filmi New Beverly Cinema‘da izlemek için şansımızı denemeye karar verdik.

Ama film vizyona geleli henüz 3-4 gün olmuşken bu çok da kolay değildi. Hiçbir seansta yer bulamadık ama yine de enseyi karartmadık. Geceyarısı seansı vakti yaklaşırken kapıya konuşlandık. Bir şekilde fazla bileti olanlardan satın alırız diye düşünerek etrafta dolanmaya başladık ama işler düşündüğümüzden daha kolay ilerledi: fazla bilet bulamadık ama salonun dolmadığını anlayan görevliler bize bilet satmayı kabul etti ve filmin başlamasına 5-10 dakika kala içeri girebildik!

newbeverly
Görsel: https://www.hollywoodreporter.com

Nasıl anlatacağımı bilemediğim, düşündükçe hala inanamadığım, gezilerimde başıma gelen mucizelerden biriydi (Bunlardan bir başkası, Revolutionary Road’u Londra’da, Leonarda DiCaprio ve Kate Winslet’in de katıldığı galada izlemem, kotum ve kapüşonlumla kırmızı halıda yürümemdi. Onu da başka bir zaman anlatayım). Evet abartıyor gibiyim ama tamamen dolu, daha sonradan Tarantino’ya ait olduğunu öğrendiğimiz 1920’lerden kalma bir salonda, başta kendisinin seçtiği birkaç ekstra videoyla, bu filmi “Hollywood”lu insanlarla izlemek, nerelerde nasıl tepki verdiklerini görmek, unutamayacağım bir tecrübe olarak kalacak.

Gün 4 (ve son)

Bir önceki geceyi film izleyerek geçirmenin etkisiyle, nispeten geç kalkıp günün ilk durağı LACMA’ya gidiyoruz. Planımız müzeyi gezmek ama havanın güzelliği ve daha yapmak istediklerimizi düşününce girmekten vazgeçip, müzenin bahçesini ve dışındaki, zamanın sokak lambalarının bir arada kullanılmasıyla oluşturulmuş Chris Burden’ın Urban Lights’ını görmekle yetiniyoruz.

IMG_6719.JPG

Günün geri kalanında, sıcak havanın ve Los Angeles’ın yürünemezliğinin bize verdiği yetkiye dayanarak, arabaylayız. Önce, Mulholland Drive’da turluyor, bazı evlerin önünde duraklayarak özel güvenlikleri yer yer tedirgin ediyoruz. Oradan Beverly Hills’e geçiyoruz. Emlak işlerine meraklıysanız Amerika’da şöyle bir güzellik var: evin adresini Google’a yazdığınızda şu anki sahibi kim, evi ne zaman ve kaça almış gibi bilgileri görebiliyorsunuz. Bu özelliği aktif kullanarak, Beverly Hills’te gezmeyi ev fiyatı tahmin etme oyunlarıyla daha zevkli hale getirebilirsiniz.

IMG_6806.JPG

Karnımız acıktığında, Los Angeles’ın daha az turistik bölgelerinden Burbank tarafındayız. Burada yemek yiyor, sonrasında da çok merak ettiğim, filmlerde kullanılan kıyafet ve aksesuarları satan It’s A Wrap‘e gidiyoruz.

IMG_6803.JPG

Ben tabi tüm naifliğimle sevdiğim filmlerin ikonik kıyafetlerini görmeyi umuyorum. Ama alternatif bir film zevkim olmadığından haliyle o kıyafetleri benden başka sevenler de olabileceğini unutuyorum. O tip kıyafetler görmüyoruz ama koskocaman ve dopdolu bir dükkan, yolunuz düşerse bakabilirsiniz. Kıyafetleri de piyasa fiyatının yarısına satıyorlar, biz gittiğimizde bir de dükkan genelinde %40 indirim vardı.

Sıradaki durağımız Hollywood yazısı. Açık konuşmak gerekirse kendisi tam bir hayal kırıklığı (Gerçi ne bekliyordum bilmiyorum). Evet, yıllarca filmlerde sürekli gördüğümüz bir şeyin gerçeğini görmek başta heyecan verici, ama binbir emek gidip şöyle bir bakıp biraz fotoğraf çekiyor, ve dönüyorsunuz. Vaktiniz varsa ve sportif biriyseniz, yazının olduğu yere tırmanmak daha eğlenceli bir aktivite olabilir.

Güneşi batırmak için, pek çoğumuzun La La Land sayesinde aşina olduğu Griffith Gözlemevi’ne geçiyoruz. Arabalıyız, ama yukarıda park yeri bulmak imkansız. Gerisin geri aşağı inip, otostopla yukarı çıkıyoruz. Dolayısıyla size tavsiyem, boş verin hiç zorlamayın, direkt aşağıdaki ücretsiz park yerine park edin, sonrasında yürüyerek, ücretsiz servisle ya da otostopla yukarı çıkmaya çalışın.

Kimbilir şimdiye dek kaç şehre tepeden bakmışızdır. Olsun, bu aktivite her zaman kendi çapında güzel. Üstelik burada, manzaraya karşı güneşi batırdıktan sonra, gözlemevini de ücretsiz ziyaret edebiliyor, Tesla bobinini, Foucault sarkacını ve teleskoplardan bakarak gezegenleri görebiliyorsunuz.

IMG_6869.JPG

Ona bir de tepeden bakarak, Los Angeles’a veda ediyor, sonrasında zaman zaman aklımıza gelen “Los Angeles’ta yaşamak nasıldır acaba?” sorusuyla, hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sonuçta, Lozan’ın da ortamlardaki adı Lausanngeles 🙂

IMG_4236.JPG

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s