Yeni bir şehir ve kendine meydan okuma güncesi

Konda’nın yapıp yayımladığı bir araştırmaya göre, Türkiye’deki insanların %61’i doğdukları yerde yaşıyormuş. Çevremdeki insanlar genelde bu yüzdeyi düşürüyor. Gerçi, 12 yıl İstanbul’da yaşayıp ikametini İstanbul’a aldırmamış biri olarak, eğer bu yüzde ikamet bilgisine bakarak elde edildiyse çok güvenmeme eğilimindeyim. Şaka şaka, doğduğu yerden kilometrelerce uzağa taşınanlar olduğunu bildiğim gibi, doğduğu köyden dışarı adım atmamış kişilerin olduğunu da biliyorum.

Meşhur sözümüz, “hayat, konfor bölgenin dışına çıkınca başlıyor” der, biz de -genelde-  katılırız. Genelde katılırız, çünkü mesela evde arkadaşlarımızla yemek yerken, gürültüden şikayetçi olan komşunun aradığı polis saat 22:40’ta kapımıza dayandığında, “bu nasıl bir ülke, nasıl bir komşuluk?” der, doğduğumuz apartmanda otursaydık Bülent Amcamız’la böyle bir sorunumuzun olmayacağını tahmin eder, kendimizi yalnız hisseder, Türkiye’de yaşamama kararımızı hafiften sorgularız.

Yine de, gençler gitme derdindedir, olduğun yerde saymak atıllık getirir. Yaşlılar ise, huzuru doğdukları yerde, oranın havası ve suyunda, oradaki eşlerinde ve dostlarında bulurlar.

Ben, yer değiştirmeyi hep severim. Hele giderken ne zaman ve nereye döneceğimi biliyorsam, bu gidiş bir keyiftir. Lafı bu kadar uzatmamın sebebi de, 2 aylığına Orhus’a (İngilizce’de Aarhus) taşındığımı söylemektir.

Yeni dil, yeni şehir, arkadaşsızlık, sevgilisizlik. Kulağa kimileri için korkutucu gelse de, bence safi macera, dinlenme ve kafa dinleme. Markette tuvalet kağıdı yerine kağıt havlu, şampuan yerine saç kremi alabilirsin. Ama aynı zamanda, burada insanların bir cuma akşamı çeşitli ekmekler üzerine bir şeyler sürüp yemek vesilesiyle toplaşıp “ekmek partisi” yaptığını da görebilirsin.

Bunlar bir yana, belirli ve tam kararında bir süre için yeni bir düzen kurma fikri, meydan okuma seven bünyeleri dürtebilir. Kendi sınırlarınız konusunda benim kadar naifseniz, ya da “ilham verici” sözler kapsamında sınırlarınızı yoklamayı ve zorlamayı seviyorsanız, kendinize çok kısa sürede pek de gerçekçi olmadığınızı fark edebileceğiniz bir meydan okuma listesi oluşturabilirsiniz. Buyrun benimkine:

  1. Et yemeyeceğim
  2. Tatlı yemeyeceğim
  3. Netflix izlemeyeceğim

Alt tarafı üç madde diyip geçmemek lazım.

1. için çok motive ve kendime inanarak başladım. Vegan olamayacağımı düşünüyorum, ama et zaten çok az tükettiğim için kolaylıkla yaparım sandım. Gelmeden önce Danimarka kültürü ve mutfağı hakkında pek bir fikrim yoktu ama sonuçta İskandinavya’dayız,  etyemez oranı fazladır dedim. Yanılmışım. Öğle yemeklerimi okulun kantininde yiyorum. Genelde etsiz bir opsiyon oluyor ama her gün değil! Dolayısıyla bu madde, “kendim et satın almayacağım, dolayısıyla kahvaltı ve akşam yemeğinde yemeyeceğim, öğle yemeklerinde ne çıkarsa bahtıma”ya evrildi.

Şimdi hakkımı yemeyelim, 2.’de harika gidiyordum. 1 hafta boyunca hiç ağzıma tatlı sürmedim. Ta ki, bu meydan okumayı beraber yaptığımızı düşündüğüm beyefendiyle bu konuyu konuşana kadar! Meğer kendisi beraber yaptığımızın farkında değilmiş, her akşam çikolataları yuvarlıyormuş. Dayandığım bu direk ortadan çatlayınca ertesi gün kendimi kantinde akşamüstü çayımın yanına kek alırken buldum, bir güzel de yedim. Aman yarabbi, sonrasında ne suçluluk!

Neyse ki suçluluk bir süre sonra yerini, bu günlerde hayata yaklaşımımın temelini oluşturan “Bir daha mı gelicez dünyaya!” felsefesi kapsamında kızgınlığa bıraktı. Oradan da, “Bu kadar kasmaya, gerilmeye gerek var mı kuzum? Ne yersen ye, kararında ye” diyerek işi -her anlamda- tatlıya bağladım.

Netflix’in hayat kolaylaştırdığını yadsıyamam, kullanıyorum da, ancak hiç sevmiyorum. Televizyona alternatifmış gibi görünüyor ancak hiçbir farkı yok. Önceleri harıl harıl izlemek istediğim filmleri belirler, bu filmleri bir şekilde edinir ve izlerken, Netflix’in konforu yüzünden artık orada ne varsa onu izlemeye başladım. Bu durumdan da hiç memnun değilim. Sanki seçebilirmişim, eskisi gibi devam edebilirmişim, her şey benim elimdeymiş gibi geliyor ama ı ıh. İnsan doğası, üşengeçlik ve rahata alışma. Dolayısıyla kendime Netflixsiz 2 ay hediye etmeye karar verdim ve jusqu’ici tout va bien!

2 aylığına Danimarka’ya taşınmamla beraber gelen meydan okuma güncemi okudunuz. Bakalım kahramınımızı bir sonraki bölümde neler bekliyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s