Kars Gezisi – 2. gün

2. gün kahvaltımızı DSİ’de ediyor ve arabamızı beklemeye başlıyoruz. Hava o sırada -17 derece gösteriyor. Arabalar donmuş, gelemiyor. Bu yüzden hatta bazı turlar iptal olmuş. Bize de dünden tanıdığımız araba değil, geceyi donmadan sabaha bağlayabilmiş başka bir araba geliyor, yola koyuluyoruz.

RNI-Films-IMG-01C744DD-182C-411D-8C2D-A4BA1F0D9A15.jpg

Hedefimiz yaklaşık 200 km ötedeki İshak Paşa Sarayı. Güzel manzaralarla ilerliyoruz. O gün bizimle olan Aykut,  dün gece çok soğuk olduğu için yolların buz olmasından endişeli. Özellikle yolun en zor yeri dediği Digor Geçidi’nden.

IMG_8478.jpg

Güvenli bir şekilde yol üzeri ilk durağımız olan Tuz Mağaraları’na varıyoruz. Lozan’a ilk geldiğim sene yakınlardaki bir tuz madenini ziyaret etmiştik. Tuzluca’dakinin de ona benzer bir yer olacağını düşünüyorum. Yine de buralara kadar gelmişken görmemek olmaz. Yoldan biraz sapmamız yeterli olacak ama herhangi bir yönlendirme yok. Birine sorarak yolu buluyoruz. Kapı açık, in cin top oynuyor. Derken birini görüyoruz, “İlerleyin, size yardımcı olacaklar” diyor, ona güvenip mağarada ilerlemeye başlıyoruz.

IMG_8486.jpg

Etraf kapkaranlık. Turistik bir yer olmadığı belli. Sonradan yaptığım araştırmalarda buranın Türkiye’nin 100 yıllık tuz ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede bir yer olduğunu öğreniyorum. İsviçre’deki sadece turizmle ayakta kalan bir yerdi. Öyle ki, düğün, akşam yemeği gibi çeşitli kutlamalara kiralanıyordu. Bölgenin turist potansiyeli hakkında bir fikrim olmamasına rağmen, “Buradaki de daha turistik olabilir miydi?” diye düşünüyorum.

img_8489
Mağaranın tavanı

Madende yürürken duvarların tadına bakabilmek zevkli. Bastığın ve baktığın her yer tuz 🙂

Çok fazla oyalan(a)madan yola devam ediyoruz. Doğubeyazıt’ta, kebaplı lahmacunlu, bolca da ikramlı iki kişilik bir yemeğe 38 TL vererek karnımızı doyuruyoruz (Meraklısına: Saray Harman Kebap).

Yaklaşık 8 km sonra İshak Paşa Sarayı’ndayız. 1784’te bitirilmiş ve günümüze kadar gelebilmiş nadir Osmanlı saraylarından olan bu sarayın, bulunduğu tepe, kar ve toprağın rengi birlikteliğiyle mistik bir havası var. Gelmeden önce onlarca fotoğrafını gördüğümüz için çok hevesliyiz. Öyle ki, onu banknotlardan bile tanıyoruz.

ishak
Kaynak: http://www.waymarking.com

Saray hem Türk, hem Selçuklu mimarisinden, hem de Barok Dönemi’inden özellikler taşıyor. Üstelik dünyada kalorifer sistemini kullanan ilk saray! IMG_8616.jpg

Bir de şu bütün dokuyu bozan restorasyonu olmasa! Her köşe başına serpiştirilmiş parlak çöp kutuları, mimarisiyle tamamen alakasız malzemelerle yapılmış tavan, hiçbir açıdan kaçması mümkün olmayan göz kanatıcı kaplamalar..

IMG_8615.jpg

img_8614

Ne yazık ki İshak Paşa Sarayı’nın en iyi yanı ya sarayın içinden ova manzarasına, ya da kaplamaları gözünüzün ayırt edemeyeceği bir uzaklıktan saraya bakmak. Bizim için günün en önemli turistik aktivitesi büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor.

Daha sonra İshak Paşa Sarayı’nın az ilerisinde olan Ahmed-i Hani Türbesi’ne geçiyoruz. Kendisi Hakkari’de doğup Doğubeyazıt’ta ölmüş bir yazar, filozof ve hümanist. Türbe kapalı olduğundan içeri giremiyoruz.

Günün bizce ikinci büyük olayı Doğubeyazıt’taki kaçakçılar çarşısına gitmek! Tabi bu isimde bir yer yok, çeşitli pasajlar var. Sigaraların daha önce varlığından bile haberdar olmadığım onlarca çeşidi, çaylar, saatler, gözlükler, makyaj malzemeleri.. Kısacası ne ararsanız var. Fiyatlar ilk soruşta uygun değil. Ama dükkanda biraz vakit geçirip muhabbeti koyulaştırdığınızda, pazarlıkla yarı fiyatına kadar indirebiliyorsunuz. Biz burada oyalanmaya o kadar dalmışız ki, o sırada hava kararmış, yollarda buz tehlikesi başlamış. Geri dönüş için zaman kısıtımız olmasa rahatlıkla birkaç saat daha geçirebiliriz.

IMG_8639.jpg

Kars’ta bu akşam Hanımeli Restoran’dayız. Mekan, çalışanlar, sahipleri çok tatlı. Burada piti ve hangel deniyoruz. İkisi de çok güzle ama benim favorim hangel. Bu kadar basit bir yemeğin nasıl bu kadar lezzetli olduğuna akıl erdiremiyorum.

img_8646
Hangel. Ne olduğunu bilmeyenler için en kolay tanım: etsiz ve soğanlı mantı

O gün bir de şansımıza mekanda aşık atışması var. Biz geldiğimizde başlamış bile. İlgiyle dinlemeye başlıyoruz. Aşıklar her masaya gidip, masadaki erkeğe nereden geldiğini, adını ve mesleğini soruyor. Sırayla ikişer dörtlük söyleyip, sonuncularda bahşiş istiyor, her seferinde de bahşiş istemenin yaratıcı bir yolunu buluyorlar. Bütüüüüüüün mekanı dolaşıyor ama bir türlü bizim masamıza gelmiyorlar. Çünkü masada erkek yok! Bizden bahşiş istemenin hoşlarına gitmeyebileceğini anlıyoruz, ama “illa bahşiş istemek zorundalar mı? Bahşişsiz birkaç dörtlük söyleyemezler mi?” diye de kendi aramızda konuşuyoruz. Bu ayrımcılığa biraz da gıcık oluyoruz.

Annemizin niye rakibimiz olduğunu ve bunun Hanımeli’ni niye ilgilendirdiğini anlayamadan mekandan ayrılıyoruz 🙂

IMG_9402.jpg

Ütopik olduğunun farkında olarak akşam saatinde dondurma peşine düşüyoruz. Hedefimiz Tadım Dondurma ancak kapalı. İkide iki yaparak akşamı yine Milkbar’da sonlandırıyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s