Selçuklular’dan sonra ben de keşfettim: İznik

Yurtdışında yaşamanın en büyük göz açmalarından, aynı zamanda klişelerinden biri: kendi şehrine farklı gözle bakmak! Hele İsviçre gibi küçük bir yerde yaşıyor, haftasonları gezmek-görmek istiyor, bu uğurda belki Türkiye’de mahallenizde 5 tanesi bulunan ama dikkat etmediğiniz binaların peşinde saatlerce yol gidiyorsanız, Türkiye ziyaretlerinizden ağzınız açık ayrılıyorsunuz. Benim bu seferki şaşkınlığım İznik içindi.

İznik için şaşkın olmam da benim ayıbım biliyorum. Sen doğma büyüme Bursalı ol, yanıbaşında Selçuklu, Bizans ve Osmanlı arasında gidip gelmiş bir şehir olsun, üstüne bir de çinisi meşhur olsun, ama en son en zaman gittiğini hatırlama. Olacak iş mi?

Gayet tembel bir şekilde 31 Aralık günü kahvaltımızı edip yola çıktık. Bursa’dan 1 saatlik bir yolculukla, zeytin ağaçlarının arasından geçe geçe İznik’e geldik. 

Önemli yerlerden birkaçını biliyorduk ama sokaklarda yürümekten başka bir planımız yoktu. Önemli dediğimiz yerler zaten er ya da geç karşımıza çıkacaktı.

İlk ziyaretimiz Ayasofya Camii’ne oldu. Zamanında kilise olarak inşa edilmiş, hatta İznik Konsili de burada toplanmış. 1331 yılında ise Orhan Gazi burayı camiye çevirmiş. Kurtuluş Savaşı’nda hasar gören bina bir süre kullanılamamış, tartışmalı bir restorasyon sonrası 2011 yılında tekrar ibadete açılmış.

Binanın içi ise gördüğüm camiler arasında en farklı olanıydı. Girince kendinizi 1000 yıl öncesinde hayal edebiliyorsunuz.  Tabi o metal korkuluklar ne alaka diye soruyor insan ama dikkatimizi başka yönlere veriyoruz. Umarım bilinçsiz bir restorasyona kurban gitmez.

Buradan kendimizi Çiniciler Çarşısı’na atıyoruz. Çok uygun fiyatlara birbirinden güzel takılar, kupalar, süsler var.

Yolun sonunda ise bizi yine güzel şeyler bekliyor. Harika minaresiyle Yeşil Cami! Hemen karşısında da şimdi önceden Nilüfer Hatun İmareti, şimdi İznik Müzesi olan bina var. (İmaret nedir hep beraber merak ettik öyle değil mi? Efenim Osmanlı zamanında yoksullara yiyecek dağıtan hayır kurumlarıymış.)

Yalnız buralarda binaların güzelliği yolların pisliğini ve çamurunu örtmeye yetmiyor. Ne doğru düzgün yürümek mümkün, ne de her yerden geçen kablolar ve çirkin tabelalar yüzünden güzel fotoğraflar çekmek. Keza ziyaret etmek de mümkün değil çünkü müze tadilat nedeniyle bir süredir kapalı.

Aslında bu durum şehrin tamamı için geçerli. Zamanında bir sanat merkezi olmuş, çinisiyle meşhur bir yerde bu zevkin tüm şehre yayılmasını bekliyor, güzel çinilerle süslenmiş binalar görmek istiyorsunuz. Ama sadece zevksiz binalar ve çöp kutusu üzerine kaplanmış çiniler görüyorsunuz.

Yine de İznik’i beğenmekten ve tekrar gelme planları yapmaktan geri durmuyorsunuz. Çünkü şurada daha detaylıca anlatıldığı gibi daha yapılacak çok şey var. Hatta biz biraz fazla motive olarak önce İznik’te bir yaz geçirip çinicilerde kalfalık yapma, sonra da buraya yerleşme planlarıyla ayrıldık.

Her köşe başına hayran olduk demeyeceğim ama bir ruhu olduğu kesin. Siz de buraya bir gününüzü verin, bence pişman olmazsınız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s