Leman Gölü Etrafında Bisiklet Turu

Burası İsviçre. Seyahat planlarının ortalama 9 ay önce yapıldığı yer.. Ve bu ortamda, her sene (abartmayalım, henüz ikinci sene) Paskalya’yı unutup, o tarihlerde hayalet şehre dönen Lozan’da ne yapacağını bilemeyen bir adet ben 🙂

Bu sene de yakınlara gitmelik bilet fiyatları almış başını gitmiş, araba kiralamak için geç kalınmış, trenler dolmuşken, biz de dedik ki bisikletlerimize atlayıp ilk günden beri aklımızda olan göl turunu yapalım! Böylelikle dört günlük tatilin iki gününü bisiklet üzerinde, iki gününü dinlenerek geçirelim.

Leman Gölü etrafını yaklaşık 190 km. Bizde hiçbir antrenman da olmadığından, dedik biz bu turu iki günde yapalım, bir gece Fransa’da konaklayalım. Bisikletlerin bakımı yapıldı, en hafifinden çantalar hazırlandı, güneş kremleri yedeklendi, yükte hafif enerjide ağır yiyecek alışverişi yapıldı (enerji barları, hurma, muz, elma, öğle yemekleri için sandviçler) ve çıktık cuma sabahı yola!

GÜN 1

Lozan’dan aldığımız başlangıç gazı bizi Vevey’e kadar getirdi (yaklaşık 25 km).  İlk molamızı burada verdik, zaten aşağıdaki fotoğraflardan göreceğiniz gibi mola verilmeyecek gibi bir yer değil.

“Bu çatalın hikmeti nedir?” diye soruşunuzu duyar gibiyim. Bu çatal, henüz ziyaret etmediğimden içeriği hakkında geniş bilgiye sahip olmadığım, dünyanın yemeğe adanmış ilk müzesi Alimentarium‘un meşhur çatalı ve kendisi 2009 yılından beri burada durmaktaymış. Bir de dünyanın en büyük çatalı olma payesini elinde bulunduruyormuş.

Vevey’den sonra tüm yolun en sevmediğimiz kısmı başladı. Montreux’ye gidiş hem şehir içinde, hem yoğun araba ve yaya trafiğinin ortasındaydı. Neyse ki kısaydı da (Vevey-Montreux arası 8 km) şu manzaraya çok vakit geçmeden ulaşabildik.

Uzaktan görünen Şato Chillon’a dikkat

Tam bu noktaya geldiğimizde yaklaşık 30 km’yi geride bırakmıştık. O günkü hedefimiz ise 90 km civarıydı. Öğle yemeği molamızı yarısı İsviçre, yarısı Fransa olan Saint-Gilgoph’da yemeye karar verip yola koyulduk.

Buradan sonra da yolun en tatlı kısımlarından biri başladı. Çünkü burada yol sadece bisikletlilere (ve sanırım yayalara) ayrılmıştı. Bir yanda su, bir yanda ağaçlar, bir yanda çiçek kokularıyla zevkli bir 15 km gittik.

Göl çevresinin en düz yeri

Saint-Gilgoph’a vardığımızda ilk günkü hedefimizin yarını bitirmiştik. Oldukça dinç hissediyorduk. “Biz bu turu bir günde yaparmışız” iddialarımız buralarda başladı 🙂

Buradan ayrıldığımızda bir sonraki durağımızın Evian olmasına karar vermiştik. Evian’a vardığımızda hala oldukça enerjiktik, planlama aşamasında geceyi Evian’da geçirme fikrimize içten içe gülerek bisikletlerimizi kilitleyip biraz Evian’da gezmeye karar verdik.

Evian, meşhur Evian sularının doğduğu kasaba. Ve Türkiye’deki fahiş fiyatına karşılık, burada çeşmeden bu suyu bedavaya doldurabiliyorsunuz 🙂 1800’lü yıllara kadar gidiyor hikayesi, bu sudan içen bir adamın hastalıkları iyileşince bu suyun faydalı özel bir su olduğuna karar verilmiş, böylece şişelenip satılmaya başlanmış.

Çeşmeye giden yol
Ve işte o çeşme!

Evian’da, İsviçre’de en çok özlemini çektiğim şeye doyuyorum: adım başı olan pastaneler ve bu pastanelerdeki çok lezzetli ve ucuz ürünler! İsviçre’de bu ne yazık ki imkansız. Yani, ucuz zaten imkansız. Bir de sık sık pastane görmüyorsun. Gördüklerinden aldıkların da tabi ki Fransa’dakilerle yarışamıyor. Bu nedenle pastane görmüşken alışverişimizi yapıp, meydana yayılıyoruz. Tatlı yiyoruz ki, Evian sularımızı hakkıyla içebilelim 🙂

Sanırım bu ikili 4 euro falandı

Buradan sonra artık durmadan geceyi geçireceğimiz yere doğru ilerlemeye karar veriyoruz. Ayırttığımız otel Anthy’de. 17:30 civarlarında varıyoruz, hiç yorgun hissetmiyoruz, 1-2 saat daha gidebiliriz aslında ama rezervasyon yaptırdığımız için mecbur diyoruz. Bu arada yorgun hissetmemeler odaya girip yatak gördüğümüz an geçiyor tabi 🙂

Kaldığımız yerin sloganı: Burada içiyor, yiyor, uyuyoruz

GÜN 2

İkinci günün daha zorlu olacağının farkındayız. Bir, dünün acısı çıkıyor. Bacak kaslarımızda çok sorun olmadığını düşünsek de seleden ve gidon tutmaktan ağrılarımız var. İki, bugünkü yolumuz daha uzun, yaklaşık 100 km. Üç, hava bulutlu ve ne yazık ki rüzgarlı. Dört, daha önce bu turu yapmış kişilerden duyduğumuz, yolun ilk günkü kadar güzel olmadığı.

Tüm bunlara rağmen motive bir şekilde erkenden yola koyuluyoruz. İlk durağımız bir Ortaçağ kasabası olan Yvoire.

Buraya bayılıyorum! Çok kendine özgü bir yer. Yolunuz düşerse uğramalısınız. Ama sabah saat 10’dan önce aç gelmeyin, çünkü hiçbir yer o saatte açık değil!

Kasabayı turlayıp bir şekilde karnımızı doyurduktan sonra yola devam ediyor, önüm-arkam-sağım-solum derken Cenevre’ye varıyoruz. Kaldı 71 km!

Turun bundan sonrası hakkında duyduklarımıza katılıyoruz: yol o kadar güzel değil, genelde göl kenarında bile değil. Yorgunluk da kendini iyice hissettirmeye başladı. Sık sık duruyor, bir an önce varmak istiyoruz.

Vee saat 7 gibi turu tamamlıyoruz. Başardık!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s