Art Brut: Taksiciden sanatçı olur mu?

Lozan’a ilk geldiğimde, gelmeden önce varlığını bilmediğim ama öğrendiğimde çok mutlu olduğum bir müzeden bahsetmişti o zamanki Fransızca Hocam: Art Brut Müzesi. Türkçe’ye “ham sanat, kaba sanat” olarak çevrilebilecek Art Brut, sanatın okuluna gitmemiş, eğitimini almamışların, toplumda marjinalize edilmiş kişilerin yaratımlarına deniyor. Öncüsü Fransız ressam Jean Dubuffet, resim eğitimlerinin arasında 1940lı yıllarda bu alana merak salıyor ve özellikle İsviçre ve civarındaki eserleri topluyor. Daha sonra da eserleri bağışlayarak buradaki Art Brut Müzesi’nin açılmasına vesile oluyor ve  müze 1976 yılında açılıyor.

Buradaki eser sahipleri, sanatı kendi kendine öğretenler olarak geçiyorlar. Bunlar kimler derseniz, akıl hastanelerinde kalanlar, mahkumlar, yalnızlar, bir şekilde topluma uyum sağlamayan/sağlayamayan, normların dışında kalan kimseler. Jean Dubuffet bu alana ilgi duymaya başladığında, aslında saf, tamamen içgüdülerle oluşan bu sanatın gerçek sanat olduğunu düşünüyor. Bu düşünce bana, lise çağlarında sıkça üzerinde durduğum “Acaba şimdiye dek hiç kitap okumasaydım, bir anlamda aklımı tüm bu okuduklarımla ‘kirletmiş’ olmasaydım, acaba yazdıklarım ya da dünyayı algılayışım nasıl olurdu?” sorusunu getiriyor. Müzedeki eser sahiplerinin tümü sıradan insanlar; bazısı eğitimsiz, bazısı köylü, anne, taksici gibi sıfatları var. Ortak özellikleri sanatın s’sinin yanında geçmemeleri.

Müzeye giriş öğrenciler için 5, diğerleri için 10 frank. Çantayla gezmek ve fotoğraf çekmek yasak. Dolayısıyla bu yazıda, kendi çektiğim fotoğrafları kullanamadığımı belirtirim.

IMG_1709
Müzenin girişi

İlk bahsedeceğim, beni en çok etkileyen, Tunuslu Paul Amar’ın işleri. Gayet “normal” olarak tanımlanabilecek, kuaförlük ve taksicilik gibi meslekler yaparken 55 yaşında tesadüfen deniz kabuklarından yapılan objelerin olduğu bir butiğe giriyor. Bu tesadüften sonra, kendisi de deniz kabuklarından 3 boyutlu tablolar oluşturmaya başlıyor. Öyle ki, daha fazla malzeme elde edebilmek için sürekli deniz kabuğu elde edebileceği yemekleri yemeye başlıyor. Bu deniz kabuklarını yapıştırıp, sonrasında da kah boyayla kah ojeyle boyayıp harika tablolar elde ediyor. Müzenin internet sitesinden (http://www.artbrut.ch/fr/21070/collection-art-brut-lausanne) aldığım fotoğraflarla size Paul Amar’ı takdim edecek olursam:

paul amar

paul amar 2

Benim için Amar’ın işlerinin anlamı yaratıcılık, detaylar, canlılık, hayat neşesi!

Bir diğer en beğendiğim, çıkışta kartpostalını aldığım işse aşağıdaki:

IMG_1747

Dünyanın en bilinen tablolarından kabul edilen, Boticelli’nin Venüs’ün Doğuşu isimli tablosunun yeniden yorumlanışı. Tablonun orijinali şöyle:

Birth_of_venus

Beğendiklerimden seçtiğim iki eserde de deniz kabuğu olması ya tatlı bir tesadüf, ya deniz kabukları ile ilgili bir durum var bilinçaltımda, ya da usta bir blog yazarıyım ve okuma tecrübesini en iyilemek için deniz kabuğu temasını seçtim!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s